Başa Dön

Senin portmantonda neler var?

Kendimden çokça şikayetçi olduğum, sonra düşününce mantıklı bulduğum bir konu var. Konuşur muyuz?

Ne zaman bir iş bir anda kafamda belirip, dılink efektiyle birlikte bildirim olarak düşse, onu derhal yapmak için adımlar atmaya başlarım. Bu beni muazzam heyecanlandırır. Birkaç gün sadece onu düşünür, hayaller kurar ve uykularımda o fikrimle dans ederim. Çok vakit kaybetmeden ilk adımı atar ve bana hissettirdiklerini tartarım. Yeterince keyif alamamış ve bir sonraki adımlar için heyecanlanmamışsam işi askıya asarım. Bir işin devamını getirememiş veya ona epey uzunca bir süre ara vermiş ve hatta ara verdiğim için vicdan yükü çekmemişsem beni yeterince heyecanlandırmamış ya da doğru proje olduğuna inandıramamış demektir. Belki de doğru zamana denk gelmemiştir…

Bu bir dezavantaj mı peki? Bence hayır.  Portmantom ne kadar doluysa o kadar dolu yaşamışımdır bu hayatı. Ne kadar çok işi askıya asmışsam o kadar çok seçeneğim, o kadar çok cesaretim ve o kadar çok kendimi biriktirmişliğim var demektir. İşimden veya halimden memnun olmadığımda kendime sunabileceğim fırsatlardır askıda beklettiklerim. 

Aslında çoğumuzda bu durum böyledir ve bence böyle de olmalıdır. Sevmediği bir iş için gereğinden fazla vakit harcayan, harcamaya devam eden, harcarken sürekli sızlanan insanlara -sizi bilmem ama- ben tahammül edemiyorum. İşin nasıl dediğimde ağzından “Çok şükür iyi” cümlesi çıkan insan sayısı gerçekten çok az. Herkes mutsuz, herkes şikayetçi. Aslında bunun çok kolay bir yolu var ve çözüm gerçekten çok basit. Mutsuz veya memnun(suz) musun? Değiştir ya da iyileştir. Bazen şartlar değiştirmek için uygun olmayabilir ama en azından iyileştir be kardeşim. Aksi için çaba sarfetmeyen bir insanın ağlayıp sızlanmasını doğru bulmuyor, konuşurken onu dinlemiyor, tahammül edemiyor ve hatta kafasını duvarlara sürterek kıvılcım çıkartmak istiyorum. Abartmıyorum(!), inanın çok ciddiyim.

Bir insan kendine mutsuzluğu nasıl hak görebilir? Hadi gördü, peki nasıl mutsuzum diye sızlanabilir? Hiç mi kendini sevmiyorsun ya da hiç mi kıymetin yok kendi gözünde? Sev! Dünyayı, kelebekleri ve diğer canlıları sevmeden önce kendini sev. Sev ki; sevebilesin diğer güzel olan bütün her şeyi. 

Kendini seven insanları bencil bulmalarını ben doğru bulmuyorum. Evet sadece kendini sever ve kendini düşünürsen bencilsin ama önceliğin kendinsen bence doğru olan sensin. Şöyle düşünelim; kendisini bile sevmeyen, henüz kendisini bile tanımaya çalışmamış bir insan beni nasıl sevebilir ki? Beni ne kadar tanıyabilir veya benim için ne kadar iyi olanı düşünebilir? Adamın kendine hayrı yok… O bile kendisini sevmiyor ben neden seveyim? Kendini tanımış, sevmiş ve gücünün farkında olan insanlara çok büyük saygı duyuyorum. Bakın; saygı göstermiyorum, duyuyorum. Çünkü bu ikisi gerçekten bambaşka. Yoldan geçen herkese saygı gösterebilirim ama çok az insana gerçekten saygı duyarım. 

Kendini seven, sevmesini bilen güzel insan. Ben de seviyorum seni!

Yorum Bırak